Diş doktoruyla bir yaşında tanışsaydık şimdi korkmazdık
Diş hekimi korkusu, sadece çocukların değil, birçok yetişkinin de sorunu. Tepesinde gözleri kamaştıran bir ışığın yandığı koltukta, kesici, delici, yontucu bir sürü metal aletin sinir bozucu bir gıcırtı çıkararak ağıza girip çıktığı sırada rahat rahat oturan kaç yetişkin vardır ki?
Hele bütün bunlara bir de çocuklardaki bilinmeyene yönelik korku eklenirse... Tüm bunlara rağmen etkisi bazen hayat boyu süren diş hekimi fobisinin önüne çocuk yaşta geçmek mümkün. Bunun için çocukların olabildiğince erken yaşta, daha şikayetleri başlamadan, tedavi gerekmeden diş hekimine götürülmesi öneriliyor. Hatta uzmanlar süt dişlerinin ağıza yerleşmeye başladığı 6 ay-1 yaş arasının diş hekimiyle ilk randevi için uygun olduğunu düşünüyorlar. ABD ve Avrupa'da uygulama artık böyle.
BİBERON DİŞ ÇÜRÜĞÜ GELİŞİYOR
Genellikle çocuklar diş hekimine geç yaşlarda (6-7 yaşında), sorunlar başladıktan sonra getiriliyor. Ağızdaki süt dişlerinin ‘‘nasıl olsa değişeceği'' düşüncesiyle çürük olsa da diş hekimine gidilmez. Çocuklar ağrılı, sızılı dönemlerde getiriliyor. Bu da hekimlerin işini oldukça zorlaştırıyor. Çocuk dişleri çıkmaya başladığında diş hekimiyle tanışmalı. Avrupa ülkeleri ve ABD diş hekimiyle tanışma yaşını 1'e kadar indirdi. Diş sorunları bebeklikte bile ortaya çıkabilir. Biberonla beslemede şekerli gıdaların verilmesi, emziklerin bal, pekmez gibi tatlılara batırılması sonucu ‘‘biberon diş çürükleri'' gelişir.
İLK TANIŞMADA AMAÇ ÇOCUĞU KAZANMAK
Diş Hekimine gelen aileler, çocukları koltuğa oturacak, tedavileri yapılacak ve işleri hemen bitecek zannediyorlar. Oysa ilk tanışmada amaç sorun çözmek değil, çocuğu kazanmak ve ilerde iyi bir hasta olarak, huzurla diş hekimine gelmesini sağlamaktır. Başlangıçtaki pozitif duygu ve düşünceler önemli. Çocuklukta kazanılan en ufak artı değer, ileriki yaşlarında da sürer. Eksi değer de kalıcıdır üstelik de sürekli büyür.
ARTIK ANLAT-GÖSTER-UYGULA YÖNTEMİ VAR
Çocuklara yaklaşımda ‘‘anlat, göster, uygula'' denilen özel bir yöntem kullanılıyor Önceleri ‘‘Gözünü kapa, öyle yapalım'' denirdi. Aletler gösterilmezdi. Artık tedavinin her adımını çocuğa mutlaka anlatılmalıdır.
ANNE BABANIN DİŞ HEKİMİYLE DENEYİMİ ÇOK ÖNEMLİ
Prof. Dr. Zeynep Aytepe'ye göre, diş hekiminin muayenehanesinin çocuklara sempatik gelecek eşyalarla, yumuşak, pastel renklerle döşenmesi çocukların davranışlarını pozitif yönde etkiliyor.
Bir çocuk ilk defa diş hekiminin muayenehanesine geldiğinde, önceden bazı yargılara sahip oluyor. Çevresinin diş hekimiyle ilişkisi onun kafasında belli bir fikrin oluşmasını sağlıyor.
Özellikle anne babaların diş hekimiyle ilgili olumlu ya da olumsuz bir deneyimi olmuşsa, bu çocukları doğrudan etkiliyor. Varsa kardeşlerinin ve arkadaşlarının etkileri de önemli.
Diş hekimine hiç gitmemiş olsa bile, bir çocuğun daha önceden başka bir sorundan dolayı ağrılı bir tıbbi deneyimi varsa bu durum diş hekiminden de korkmasına yol açıyor.
SIK KONTROLLERİN YARARI BÜYÜK
Diş hekimi korkusunu engellemek için ilk görevi aileye, sonra da diş hekimine düşmektedir, ‘‘Aile küçük yaşta çocukları doktorlara karşı korkutmamalı, alıştırmak için muayenehane ve diş hekimine götürmeli'' dir. ‘‘İşlem bittikten sonra diş fırçalaması için özendirici çıkartmalar, fırçalar vb. armağanlar da işe yarar. Sık kontroller çürük gibi sorunların erken dönemde anlaşılmasına fırsat tanır. Çocuklar böylece basit ve ağrısız çözümlerle diş hekimlerine alışırlar.''
Çocukların yüzde 5'i rutin tedaviye izin vermez onlara genel anestezi uygulanabilir
‘‘Küçücük çocuk diş hekimi koltuğunda hareketsiz ağzı açık nasıl oturur?'' sorusu anne babaları düşündürüyor. Oysa İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodontoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Aytepe'ye göre çocukların yüzde 95-96'sı normal diş koltuklarında tedavi edilebiliyor. Geri kalan yüzde 4-5 oranında çocuk, rutin diş tedavisine izin vermiyor, isyan ediyor. İşte ancak bu noktada mecburen genel anesteziye başvurulabiliyor.
Kaynak: Hürriyet gazetesi http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?viewid=211278
Lütfen Dikkat Site içeriğinde bulunan bilgiler destek sağlamak içindir. Hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi, tanı ve teşhis koyması yerine geçmez.